Saat 04.15.
Sahurumuzu yaptık, karnımızı doyurduk akşam ezanına kadar.
Yumuşacık yataklarımızda uyuyacağız biraz sonra.
Şimdilik internette geziyoruz çoğumuz gördüğümüz manzaralar karşısında ah, vah diyerek.
Bir anne görüyoruz, elinde hayatın anlamını anlayamadan kefene sarılmış bebeği, bir çocuk görüyoruz beyni paramparça olmuş, daha niceleri..
Ah, vahlarımız havada uçuşuyor yine. Yazık diyoruz, gözlerimiz doluyor, üzülüyoruz. Vicdan gereği.
Vicdan !
Ne zaman köreldi acaba bu kadar ?
Masa başında yazmak kolay. Şöyle üzüldüm, böyle üzüldüm diye.
Napıyoruz ki başka zaten. Üzüldük, üzülüyoruz bu kadar.
Hiç bir şey yapamıyoruz.
Yapmıyoruz !
En kötüsü sahte cümleler kurup, fotoğraf paylaşıp, emperyalizmi lanetlemek dışında ne yapılır bilmiyoruz bile.
Marka isimlerini yayınlıyoruz. En fazla 2 ay sonra yine kullanılacağından emin olarak.
Yetim bir Peygamberin (s.a.v) ümmetleriyken biz izliyoruz uzaktan o çocukların yetim bırakılışını.
Çünkü izlemeyi severiz. Öyle çok izletilmiş ki bir şeyler uyuşmuş beyinlerimiz.Vicdanımızın sesini bastıracak kadar.
Oysa eminiz o çocuğun bizden hesap soracağı bir gün olduğuna.
Sor çocuk.
Ben ölürken neden uyudunuz de, neden yemek yediniz ben açken de, neden seyrettiniz de.
Oysa birlikti amacımız, beraberlikti. Kötü günde bir olmak öğretilmişti bizde.
Ne kadar daha kötüsünü bekliyoruz ? Affet çocuk.
Affet Allah'ım.
Biz kul olarak gösteriyoruz yine kulluğumuzu bir şey yapmayarak.
Sen oradaki insanlara, kullarına yardım et.
Bizim acizliğimiz yetmiyor işte yine.
Biz yine karnımızı doyurduk diğer ezana kadar. Orada iftarını açamayacak insanlar olduğunu bilerek.
İyi uykular.
Phoebe*
14 Temmuz 2014 Pazartesi
9 Temmuz 2014 Çarşamba
Aradan Sonra.
Az önce eski blog yazılarımı okudum..
2009,2010 ve devamı.
O bloglarım yok tabii şimdi yazıları almışım sadece.
İnsan ne kadarda değişiyor zamanla. Ya da biz değişmiyoruz ama yaşadıklarımız değişiyor.
Hiç ayrılamayız dediğimiz insanlardan ayrılıyoruz.
İlk aşkımı, ilk yıkılışımı, ilk hüznümü okudum da gülüyorum şimdi..
Ne güzel anı olarak kalmışlar hayat dediğimiz anılar toplamında.
İyiymişim o zamanlar çok iyiymişim hatta, yaşıyormuşum bir şeyler ama insanların neden mutsuz olduklarını anlamıyormuşum hiç. Anlamasaydım da keşke.
Büyümek yük gibi.
Her sene doğum günün kutlu olsun cümleleri biraz hüzünle karışık bir tebessüm oluşturuyor yüzlerimizde. Biliyoruz çünkü büyümek sorumluluk demek, sıkıntılara da doğum gününüz kutlu olsun demek, annemizin babamızın yaşlanması demek.
Etrafımız ne kadar kalabalık olursa olsun yalnızlık demek belki de.
İşte en büyük fark. O zaman ne kadar olumluysa yazılarım şimdi de o kadar karamsarlaşmış gibiyim.
Aslında şükredecek daha çok fazla şeyim var elimde Allah'a şükür.
Ailem yanımda, beni seven insanlar, anlayan insanlar vs.
İyi bir üniversitede mutlu olamayacağımı zannedip, aksine çok mutlu olduğum bir bölümdeyium.
Hayalim olan mesleğe adım adım yaklaşıyorum Allah'ın izniyle.
Hep büyümek isteriz ya büyüyorum işte.
Annemin demesiyle 21, bence de 20 yaşındayım.
Bir çok ilim öğrenirken içinden çıkamadığım hala tek bir soru var ama.
Hayalleri gerçekleşirken mutlu olması gerekmez mi insanın ?
Ya çok şükürsüzleştik bir şeyleri göremiyoruz artık ya da gerçekten duvarların arasında sıkışıp kaldığımız için ruhumuz bunalıyor.
Bilemiyorum. Ama bunu da öğretseler iyi olurdu belki.
Her neyse her şeye rağmen şükredecek çok şey var dediğim gibi.
Bol şükürlü günler..
Phoebe*
2009,2010 ve devamı.
O bloglarım yok tabii şimdi yazıları almışım sadece.
İnsan ne kadarda değişiyor zamanla. Ya da biz değişmiyoruz ama yaşadıklarımız değişiyor.
Hiç ayrılamayız dediğimiz insanlardan ayrılıyoruz.
İlk aşkımı, ilk yıkılışımı, ilk hüznümü okudum da gülüyorum şimdi..
Ne güzel anı olarak kalmışlar hayat dediğimiz anılar toplamında.
İyiymişim o zamanlar çok iyiymişim hatta, yaşıyormuşum bir şeyler ama insanların neden mutsuz olduklarını anlamıyormuşum hiç. Anlamasaydım da keşke.
Büyümek yük gibi.
Her sene doğum günün kutlu olsun cümleleri biraz hüzünle karışık bir tebessüm oluşturuyor yüzlerimizde. Biliyoruz çünkü büyümek sorumluluk demek, sıkıntılara da doğum gününüz kutlu olsun demek, annemizin babamızın yaşlanması demek.
Etrafımız ne kadar kalabalık olursa olsun yalnızlık demek belki de.
İşte en büyük fark. O zaman ne kadar olumluysa yazılarım şimdi de o kadar karamsarlaşmış gibiyim.
Aslında şükredecek daha çok fazla şeyim var elimde Allah'a şükür.
Ailem yanımda, beni seven insanlar, anlayan insanlar vs.
İyi bir üniversitede mutlu olamayacağımı zannedip, aksine çok mutlu olduğum bir bölümdeyium.
Hayalim olan mesleğe adım adım yaklaşıyorum Allah'ın izniyle.
Hep büyümek isteriz ya büyüyorum işte.
Annemin demesiyle 21, bence de 20 yaşındayım.
Bir çok ilim öğrenirken içinden çıkamadığım hala tek bir soru var ama.
Hayalleri gerçekleşirken mutlu olması gerekmez mi insanın ?
Ya çok şükürsüzleştik bir şeyleri göremiyoruz artık ya da gerçekten duvarların arasında sıkışıp kaldığımız için ruhumuz bunalıyor.
Bilemiyorum. Ama bunu da öğretseler iyi olurdu belki.
Her neyse her şeye rağmen şükredecek çok şey var dediğim gibi.
Bol şükürlü günler..
Phoebe*
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
